Anladık
Algoritma derinliği sevmiyor.
Fakat derinlik de onu sevmiyor ve algoritmanın bundan haberi yok.
Derinlik algoritmaya yalvarmıyor.
Derinlik algoritmanın ardına takılmıyor.
Fakat algoritma nın burnunun bundan haberi yok. Sanırım hiç olmayacak.
Hadi algoritmanın habersizliğini anlarım. Fakat algoritmacıların, algoritma birliklerinin, algoritma tapınakçılarının bundan haberlerinin olmaması…
Sistem şöyle işliyor. Pardon işletiliyor: Algoritmik düzen ve dikkat ekonomisi insan zihnini "hızlı haz" dopamin, "yüzeyde kalma" scroll etme ve "kestirme yollar" üzerine optimize ediyor. Çünkü derinlik zaman ister, zaman ise kapitalist veri çarşı-pazarında kaybedilmiş rekor demektir. Bir konunun derinliğine inen insan, platformda kalıp yüzlerce reklamı tüketmez; durur, düşünür, tahlil eder.
Yani derinlik, algoritmanın iş modelini doğrudan tehdit eder.
Derinlik hop, dur, yavaşla en azından sakin ol, bir nefes al, çevrenle beraber tam olarak nerede duruyor olduğuna bir bak, mola yola dahil der. Hele bir soluklan bir kendine gel yine yola düşersin der. Algoritma ise son hazza varıncaya dek son gaz bir yarışa sokar. İleri gittiğini sanarsın ama süreci kaybedersin. Geçmiş kaçar. Şimdi düşer. Gelecek bile değeri bilinmeyeceğini anladığından gelmekten vazgeçer.
Peki o "algoritma tapınakçıları", yazılımcılar, veri mimarları, teknoloji devlerinin mühendisleri bundan gerçekten habersiz mi?
Onların kendi icad ettiği ilacı içmeyen eczacı olduklarını biliyoruz. Kendi ektiklerini yemeyen çiftçi… Silicon Valley mühendislerinin ve teknoloji elitlerinin çocuklarını - beslenme çantasıyla olup olmadığından emin değilim ama- tam ekransız, gelişip duran teknolojisiz, geleneksel/Waldorf okullarına gönderdiklerini…
O tapınakçılar ürettikleri şeyin "derinliği yok ettiğini", insan dikkatini felç ettiğini son derece iyi biliyorlar. Ancak bunu bir dışsal maliyet olarak görüp görmezden geliyorlar. Onlara dokunmamaya kurgulu yılan besleyip büyütüp sahaya salıp duruyorlar. Onlar için ölçülebilir tek başarı metriği; elde tutma, tıklama oranı ve günlük aktif kullanıcı… Derinlik metriğe girmiyor, ekzel (x alfabede yok) tablosunda sütunu yok.
Bu teknik ve aslında daha derinde pozitivist şaşılıktan başka bir şey değil.
Algoritma birlikleri kendi illüzyonlarına acayip inanmış durumdalar. Dünyayı ağlarına düşen kalabalıktan ibaret sanıyorlar. Sürprizli olacak sonları… Her şeyi indekslersek, veriyi ne kadar hızlandırırsak insanlığa o kadar bilgi sunarız kafasında dikine bodoslama gidiyorlar.
Enformasyon bolluğu derinlik veya bilgelik olamazı bilmezmiş gibi yapıyorlar.
İnsana milyarlarca yüzeysel veriyi sunup onu bir verimlilik makinesine dönüştürdüklerinde ona hizmet ettiklerini düşünüyorlar. Yok aslında her şey maddi kaynak için. Derinliğin algoritmayı sevmemesinin, yalnız bırakılsa bile çoğu zaman hiçe saymasının sebebi ölçülemez, simüle edilemez ve formüle edilemez oluşudur, başka değil. Bir insanın bir tabloya 2 saat bakması veya bir paragrafın üzerinde 3 gün düşünmesi algoritma için atıl zamandır, sistem ihlalidir. İşte atıl zamanların insanıyız. İhlallerin insanıyız.
Derinliği sevmeyen sevmesin. Hiç bir zaman kategorize edilip satılamayacak olması ne harika bir keyif nedeni… Hem algoritmaya sığmaz. O sığlıkta daralır, boğulur.
Yazıyı Umberto Eco’nun şu sözüyle bitirelim:
“Sosyal medya, bir zamanlar sadece bir kadeh şarap içtikten sonra barda topluma zarar vermeden konuşan bir sürü aptala, konuşma hakkı veriyor... Oysa şimdi bir Nobel Ödülü sahibiyle aynı konuşma hakkına sahipler. Bu, aptalların istilası."