O mu? “Fazla duygusal!” Yakalayın! İçeriye atın! Bize kalbimizi hatırlatıyor! Biz ise kalbimizi hatırlamak istemiyoruz. “
İnsan, yalnızca “akıl” ya da yalnızca “duygu”dan ibaret varlıklar olarak ikiye bölünemez; insanın eylemleri, değerleri kavrama yetisi ve ahlaki duruşu bu iki unsurun bütünlüğünden doğar. Modern çağın "kalbini yitirmemiş" kişileri sürekli "duygusallıkla" suçlamasının arkasında yatan nedenler var.
Hepimizin bildiği gibi guya “aydınlanma” sonrasında egemen olan anlayış; aklı "saf rasyonellik", duyguyu ise "irrasyonellik ve zayıflık" olarak konumlandırmış oldu.
Bu konuyla ilgili klasik veya modern diye tanımlanan o kadar çok kaynak ve dayanak var ki… Fakat en son, çağdaş düşünürler içinden mesela kıymetli insan Kuçuradi'ye göre insanca bir eylem; değer katan, adalet arayan ve etik olan bir "değer duygusu" ile gerçekleşir. Ona göre duyguyu akıldan koparıp önemsizleştirmek, insanı mekanik bir varlığa indirger.
Ortada kolluk kuvvetleri kostümüyle dolaşan işgal kuvvetleri var; pratize edilmiş ve çıkar odaklı akıllar… Hakikaten akıllılar mı bundan asla emin olamayız. Çünkü insani değerleri, inceliği hiçe sayabiliyorlar. Bir anda her değeri değersizleştirebilme manevralarına bakılırsa insanlığın hangi tür kıyamete, sona toslayabileceği konusunda endişe saçıyorlar.
Günümüz dünyası rasyonelliği malum yalnızca çıkar, verimlilik ve araçsal mantık üzerinden tanımlayıp geçiyor. Ahlaki kaygıları, insani derin değerleri, mesela saygıyı, merhameti, vicdanı ve adaleti ön planda tutan tavırlar; bu araçsal mantığın hesapçı yapısına uymadığı için gerçek dışı veya safça görünüyor olmalı…
Sanıyorum ki en çok duygusallıkla değer duygusunun karıştırılması söz konusu... Kalbini eksiltmiş modern insan, akıllı bir kalbi olan ve kalbini dinleyen kişiyi geçici bir duygusal dalgalanma yaşıyor sanıyor. Ancak Kuçuradi’nin de vurguladığı gibi; insanın değerleri görmesini ve yaşamında yaşatmasını sağlayan şey temel ahlaki, vicdani duygulardır.
Kalbini koruyan insan, zayıf ya da aşırı duygusal olduğu için değil, insan olma sorumluluğunu ve değer bilincini taşıdığı için öyle hareket eder. Bunu anlayamayanlar anlayamadıklarının itirafını “Çok duygusal!” suçlaması ile yapıyor olmalı…
Aslında durum şundan ibaret; Birileri kendi hissizliğine meşruiyet arama çabasına girişmiş oluyor. Katı kalbinin alt hizasına esas hiza bu diyerek askeri bir disiplinle çekmeye çalışıyor. Hayır. Esas hiza o değilse de o tipler hiç yerinden kıpırdamıyor.
Üstelik kalbini ve insani duyarlılığını yitirmiş modern birey, bu hissizliğini mantıklı, ayakları yere basan, yetişkin tavrı olarak maskeler. Değer yargılarıyla hareket eden birini görünce, kendi yabancılaşması ve duyarsızlığıyla yüzleşmemek adına karşı tarafı duygusallıkla etiketleyip değersizleştiriyor.
Kısacası; modern çağ kalbini koruyanları duygusallıkla suçlamayı alışkanlık edinmiş halde yoluna hızla devam ediyor. Hatta iman sahibi erleri sayesinde de bu hızını adrenaline dönüştürüyor. Acele etmesi lazım çünkü değerleri, ahlaki inceliği ve merhameti görmezden gelen mekanik düzen insani duyarlılığı kendi bencil var oluşuna ve hayatına bir tehdit olarak algılıyor.
Hayatın getireceği sınavların içinde en büyüğü de bu sanırım.
Diğer bütün sınavları kazandıran ve kaybettiren…
Kalbini Allah’tan aldığı gibi saf, ince, akıllı, duygulu, çatışmasız ve yozlaşmadan güpgüzel bir hayat içinde geri vermek. Emaneti teslim etmedeki incelik ve vefa… Vefat ederken böyle bir vefayı gösterebilmek…